Adını Güney Koydum Senin/Nizar Kabbani

 

Adını  Güney  Koydum  Senin

 

adını güney koydum senin
ey hüseyin’in abâsını
kerbelâ’nın güneşini giyen
ey kurbanlığa can atan gül ağacı
ey gök devrimine bitişen yer devrimi
ey toprağından buğday
ve nebîler doğan beden.

izin ver bize
öpelim elindeki kılıcı
izin ver bize
tapalım gözlerinden çiseleyen allah’a
ey gor gülü gibi kendi kanında yıkanan
sen sundun bize mîlâd şehâdetini
özgürlüğün gülünü..

2

adını güney koydum senin
ey bir gece fatıma’nın gözlerinden doğan hüzün ayı
ey direnişe can atan av gemileri
ey direnişe can atan deniz balığı
ey direnişe can atan şiir kitapları
ey ırmağın gece boyunca
direniş sûresini okuyan kurbağası
ey kömürün üstündeki bakır cezve
ey aşûrâ günleri
ey sayda’daki zehir suyunun şarabı
ey allah’ın direnişe çağıran minareleri
ey halk türkülerinin geceleri
ey düğünlerdeki mermi tarrakası
ey kadınların zılgıtı
ey duvar gazeteleri
ey direniş için silah kaçırılan
karınca mevsimleri…
3

adını güney koydum senin
ey lâğım tarlasında sabah namazını kılan
araplardan lâftan başka bir şey bekleme bugün
aşk mektuplarından başkasını bekleme onlardan
geriye bakma ey imam efendimiz
geride ancak bilgisizlik ve karanlık var
geride ancak çamur ve kurum var
geride ancak ceninlerin, cücelerin kentleri var
varsıl yoksulu yer orada
büyük küçüğü yer orada
düzen düzeni yer orada..

4

adını güney koydum senin
kiliselerde yakılan mum koydum adını
gelinlerin parmaklarındaki kına koydum adını
adını kahramanlık şiiri koydum
okullarda çocukların ezberlediği
kalemler, güllü defterler koydum adını
gizli yazı koydum adını
nabatiye sokaklarında kurşun koydum adını
diriliş ve doğruluş koydum adını
güvercinin kanatlarında taşıdığı
yaz koydum adını..

5

adını güney koydum senin
sular ve başaklar koydum adını
çarpışan tütün fidanı
akşam yıldızı
doğumu bekleyen tan koydum adını
şehâdete susamış beden
ey truva toprağının son savunucusu
devrim, dehşet, değişim koydum adını
nakî, takî, azîz, kadîr koydum adını
büyük koydum adını ey büyük
adını güney koydum senin..

6

adını güney koydum senin
beyaz martılar, kayıklar koydum adını
zambaklarla oynayan çocuklar koydum adını
ateşin ve fişeklerin çevresinde geceleyen adamlar dedim
mavi şiir koydum adını
ateşiyle eşyayı ışıtan şimşek koydum adını
kadınların örgülerinde örtülü tabanca koydum adını
uğurlandıktan sonra akşam yemeğine gelen
ölüler koydum adını
yataklarında dinlenen
çocuklarını avutan
tan ağarınca göğe dönen ölüler..

7

adını güney koydum senin
ey günlerin defterinden çimen gibi yükselen
ey dikenlerin acıların üstündeki eski yolcu
ey yıldız gibi ışıklı, kılıç gibi parlak
keşke putlara tapıyor olmasaydık hâlâ
keşke atıştırmasaydık hâlâ
düşlerin afyonunu açıkça
izin ver öpelim elindeki kılıcı
izin ver toplayalım ayağının tozunu
ey imam efendimiz gelmeseydin sen
ibrani şefinin önünde biz
boğazlanmış olurduk koyunlar gibi…

8

ey yağmurların ve mevsimlerin efendisi
ey ikizlerin ta içinde taşınan halk devrimi
yüzüklerde eğleşen sevgi koydum adını
çiçeklerde eğleşen ıtır koydum adını
kırlangıç dedim sana
güvercin dedim sana
ey efendiler efendisi, ey kurbanlar kurbanı.

9

deniz mavi bir metindir üzerime yazdığı
meryem kumun üzerinde oturur her gece
mehdi’yi bekler
kurbanların parmaklarından doğan gülü derer
ve gömleğinde silah saklar zeynep
topuklarını toplayıp
aynaların içinde yaşayan
ölülere silah taşır..

10

fatıma sur’dan gelir, giysilerinde
nane ve limon kokusu
gelir bana fatıma, saçları
çılgına çevirir bu çağı
gelir fatıma, gözlerinde
atlar, bayraklar, intikamcılar
gözlerindeki siyahı koyultan
savaşlar mı acaba?

11

bir gün anacak tarih
güneyin köyleri arasında küçük bir köyü
adına ma’reke/savaş denilen
göğsüyle savunmuş
toprağın onurunu, araplığın şerefini
çevresinde korkak kabileler
paramparça bir ümmet…

12

sayda’nın denizinden başlar soru
denizinden
her gece ehl-i beyt çıkar
sanki portakal ağaçlarıdırlar
sur denizinden
hançer, gül, kaval doğar
doğar kahramanlar..

13

adını güney koydum senin
ziller ve bayramlar koydum adını
oğulların önlüklerinde güneş gülüşü
ey kutlu kişi, şair, şehid
ey yenide eğleşen
ey ashab-ı kehf’in alnına kurşun boşanması
ey öfkenin peygamberi…
ey bizi tutsaklığımızdan kurtaran
ey bizi korkudan kurtaran.

14

ey tütünle kamış arasında ışıldayan kılıç
ey öfkenin toprağında kişneyen tay
okuyorsun arap kitaplarından kendini bozulmuş
savaşları şarlatanlık
kılıçları tahta
aşkları ihanet
vaadleri yalan
dinliyorsun arap söylevlerinden kendini bozulmuş
hepsi gramer, morfoloji, edebiyat
hepsi saçmasapan sayıklama, şamata
mazin’e, vâil’e, tağlib’e güvenme
hiçbir kavmin sözlüğünde yok
adı arap bir kavim!

15

ey efendim: ey dilsizlerin efendisi
bir sen kaldın
düşüş ve çöküş çağında
devrimin gerileme çağında
ulusal gerileme
düşünsel gerileme
hırsızlar tüccarlar
kaçış çağında..
ey güneyin efendisi, sözcükler
satılır, kiralanır oldu
petrol ve dolar ülkesinde
dans ediyor deyimler..

bir sen kaldın
dikenin ve camın üstünde yürüyen
değerli kardeşler
yumurtanın üstünde uyuyorlar tavuk gibi
kavga zamanı kaçıyorlar tavuk gibi
ey güneyin efendisi
vebanın ve tozun eğleştiği tuz kentlerinde
yağmurun inmeye korktuğu ölüm kentlerinde
bir sen kaldın
hurma, üzüm, ayçiçeği ekiyoruz hayatımızda
bir sen kaldın, bir sen, bir sen
gündüzün büyük kapısını aç bize…

 

Nizar Kabbani